Click here to complete our Survey about Human Rights after Brexit

2018 incelemede: Türkiye’deki insan hakları ihlalleri #TürkiyeİnsanHakları

Click here for English version.

 

2018 Zor bir yıl oldu Türkiye’de

Türkiye 2018’e OHAL rejiminin iki yeni KHK’sının gölgesinde girdi. 24 Aralık 2017’de ilan edilen 695 ve 696 sayılı KHK’lar kamu kuruluşlarında çalışmakta olan 2,766 kişiyi daha işsiz bırakmakla kalmadı, aynı zamanda “darbe girişimi ve terör eylemlerinin bastırılması sırasında suç işleyen sivillere” cezai sorumsuzluk da getirdi. Bu KHK’larla, masumiyet karinesini tam anlamıyla yok eden tek tip kıyafet uygulaması da kanunlaşmış oluyordu.

OHAL KHK’ları 15 Temmuz 2016 Darbe girişimine karşı AKP Hükümetinin dayattığı güvenlikçi politikaların çatısını oluşturuyordu. Ne var ki ülkenin insan hakları karnesindeki kötüye gidiş 15 Temmuz darbesiyle başlamış değildi. Freedom House’un Dünya Özgürlük Raporu’na göre Türkiye, 2010 yılından beri tutarlı bir gerileme sergiliyordu ve 2018 başında 6 puan daha gerileyerek Özgür Olmayan Ülkeler kategorisine inmişti.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Derneği’ne göre Türkiye, İfade Özgürlüğü endeksinde son üç yıldır gerileyerek 180 ülke arasında 157nci olmuştu. Dünya Adalet Projesi’nin Hukuk Devleti Endeksi’nde ise 113 ülke arasında 101inci sıradaydı Türkiye.

Sadece 2017 yılında 187 gazeteci gözaltına alınmış, bunlardan 58’i tutuklanarak 2018’e girildiğinde tutuklu gazeteci sayısını 165’e çıkarmıştı. Kasım 2017 ortasında ülkenin 384 cezaevinde 232 bin 132 kişi bulunuyordu ve bu rakamın 88 bin 745’i henüz hükümlü bile değildi. Cezaevlerindeki insan sayısı AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana hemen her yıl %10 oranında artmıştı. 16 Temmuz 2016’dan 1 Ocak 2018’e kadar darbe davalarıyla alakalı 150,000’e yakın kişi Gülen Hareketi’ne mensubiyet suçlamasıyla göz altına alınmış, bunların 48 bin 305’i tutuklanmıştı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül 2018’de darbe davalarının Türkiye gündeminden düşeceğini söylüyordu, ama aynı zamanda bu yıl içinde 38 yeni cezaevi açılacağını da müjdeliyordu…

Darbe davalarının yanısıra, Kürt milletvekilleri ve siyasetçilerine yönelik tutuklamalar, Afrin Operasyonu’na karşı çıkanların sindirilmesi, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” dilekçesini imzalayan akademisyenlerin cezalandırılmaları, bazı gazetecilere ömür boyu hapis cezaları verilen davalar, tutuklulara reva görülen tek tip kıyafet uygulaması, “İşimi Geri İstiyorum” gösterilerine yapılan müdahaleler, ardı arkası kesilmeyen Cumhurbaşkanına Hakaret davaları, cezaevlerinde anneleriyle kalmak zorunda bırakılan çocuklar ve tabi OHAL’in olağan hale dönüşmesi yılın hemen her günü insan hakları savunucularını meşgul eden konular oldu. Polisin bir yerlerde orantısız şiddet kullanmadığı, cezaevlerinden işkence veya hak ihlalleri şikayetlerinin yükselmediği gün yok gibiydi.

2018 Kürtler için zor bir yıl oldu…

Ocak ayı içinde HDP Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’e terör örgütü üyeliği ve propagandası suçlamasıyla 16 yıl 8 ay hapis cezası verildi. HDP milletvekilleri Aysel Tuğluk gösteri ve toplanma kanununa muhalefetten 1 yıl 6 ay, Leyla Birlik Cumhurbaşkanına hakaretten 1 yıl 9 ay, Abdullah Zeydan örgüt üyeliği ve propagandasından 8 yıl 1 ay 15 gün, Lezgin Botan seçim konuşmasındaki ifadeler yüzünden 2 yıl ve Selma Irmak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini aşağılamak suçundan 1 yıl hapis cezası aldılar. 2017 yılı içinde 5, 2018 yılında ise 6 HDP’li vekilin milletvekilliği düşürüldü. Bunların arasında Leyla Zana, Osman Baydemir ve Dilek Öcalan gibi sembol isimler de vardı.

HDP Eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, eşi Başak Demirtaş ile Edirne Cezaevi’nde görüşürken. 23 Mayıs 2018.

2016 Kasım’ından beri tutuklu olan HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş 2018’de ilk defa hâkim karşısına çıktı. 20 Kasım 2018 tarihinde AİHM Demirtaş’ın tutukluluğunun derhal sonlandırılması gerektiğine hükmettiyse de bir Türk mahkemesi yıldırım hızıyla Demirtaş’ın cezasını kesinleştirerek salıverilmesine engel oldu. Böylelikle savcının 43 yıldan 142 yıla kadar hapsini istediği Kürtlerin Obama’sı 2019’a Edirne cezaevinde girmiş oldu.

2018’de tutuklanan son Kürt siyasetçisi terör örgütü propagandası yaptığı gerekçesiyle verilen 3 yıl 6 aylık hapis cezasını yatmak üzere 6 Aralık 2018 günü teslim olan eski milletvekili ve sinemacı Sırrı Süreyya Önder oldu.

Kürtlerin 2018’deki tek sorunu siyasetçilerinin tutuklanması değildi. Nüfusları ağırlıklı olarak Kürt olan ve seçimlerde HDP’ye oy veren illerde 2018’in hemen her günü bir sokağa çıkma yasağı, veya güvenlikli bölge ilanı, veya en azından bir aylığına her türlü gösteri ve çadır kurma gibi etkinliklerin yasaklanması yaşandı… Sadece Diyarbakır’da 1 Ekim 2018’e kadar geçen üç yıl içinde 332 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

2018 Muhalefet için zor bir yıl oldu…

Hükümet 2017 yılında onlarca HDP’li belediye başkanını görevinden almış ve yerlerine kayyım atamıştı. 2018’de diğer muhalefet partileri de hükümetin bu politikasının mağdurları oldular. Önce CHP’nin yıldızı parlayan Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar sözde terör örgütü üyeliği iddiasıyla görevinden alındı. Böylelikle OHAL’in kayyım atanmış belediye sayısı 95’e yükseldi. Yıl sonuna kadar bu sayı 101’e yükselecekti.

Arkasından muhtarların yerine kayyım atanmaya başlandı. Görevlerinden alınan muhtarların Cumhurbaşkanı’nın külliyesinde düzenlediği muhtar buluşmalarına gelmeyi reddedenler oldukları ortadaydı.

CHP ve yeni kurulmuş İYİ Parti’nin başkan danışmanlarına kadar insanlar Gülenist olmakla veya adı verilmeyen bir terör örgütüyle iltisaklı olmakla suçlanarak gözaltına alındı veya haklarında soruşturma başlatıldı.

24 Haziran 2018’de ülke erken genel seçimlere gitti. HDP’nin başkanlık adayı Selahattin Demirtaş kampanyasını tutuklu bulunduğu Edirne’deki hücresinden yürütmek zorunda kaldı. Gerek ülkenin resmi kanalı TRT, gerekse sekiz önde gelen özel kanal AKP ile muhalefet partilerine ayırdıkları yayın süresi konusunda açık bir ayrımcılık yaptılar.

Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun CHP’li üyeleri İsmet Demirdöğen ve İlhan Taşçı’nın TRT ve bazı özel televizyon kanallarında partilerin görünürlüğüne ilişkin raporuna göre 1 Mayıs ile 3 Nisan 2018 tarihleri arasında kamu kanalı olan TRT’de HDP hiç yer almamıştı. Buna karşın aynı süre içerisinde AKP’ye 61 saat, MHP’ye 1 saat, CHP’ye 9,5 saat, İyi Parti’ye 31 dakika, Saadet ve Vatan Partilerine 10’a dakika yer verilmişti. CNN Türk, Habertürk TV, NTV, TGRT Haber, Kanal 24, TV NET, ÜLKE TV ve Akit TV’de toplam olarak AKP’ye 354 saat, CHP’ye 79 saat 9 dakika, MHP’ye 8 saat 34 dakika, İyi Parti’ye 5 saat 20 dakika, Saadet Partisi’ne 2 saat 23 dakika, Büyük Birlik Partisi’ne 1 saat 30 dakika, Hür Dava Partisi’ne 1 saat 7 dakika ve Vatan Partisi’ne 1 saat 5 dakika yer verilirken HDP’ye hiç yer verilmediği raporda kaydediliyordu. Raporda sözü edilen 8 kanaldan TGRT Haber, Kanal 24, TV NET, ÜLKE TV ve Akit TV’de ise muhalefet partilerinin hiçbirine hiç yer verilmediği gözlemlenmişti.

Bu adaletsizliğe yapılan itirazlar da anlamsızdı, zira Yüksek Seçim Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seçim kısıtlamalarından muaf ilan etmişti. Dolayısıyla devletin bütün imkanlarını kullanarak seçim kampanyası yürütmeye hakkı vardı onun…

2018 Sivil Toplum için zor bir yıl oldu…

Türkiye’nin Afrin Harekâtı bahanesiyle Ortadoğu’da büyük bir savaşa sürüklendiğinden korkan sivil toplum örgütleri 2018’in geçen yıllardan daha zor olacağını ilk öğrenen örgütler oldular. Türk Tabipler Birliği’nin “Savaş bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı açıklaması hem Birliği hain ilan etmeye yetti, hem de Merkez Konsey Üyesi 11 akademisyen ve doktorun tutuklanmasına.

Afrin Harekâtını anlamsız bulanlardan biri de Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın sözünü esirgemeyen başkanı Alparslan Kuytul’du. Dindar çevrelerde önemli bir takipçi tabanı olan Kuytul 30 Ocak günü gözaltına alındı. Aynı gün üç ilde yapılan operasyonlarda gözaltılar 25’e çıktı, Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın bütün mal varlıklarına el konuldu. Devletin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ve Emniyet İstihbaratın bütün raporlarında terörle herhangi bir ilişkisi olmadığı tescillenmesine karşın Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı kendi başına bir terör örgütü, Kuytul da örgütün kurucu ve yöneticisi olmak suçlamasıyla hala tutuklu bulunuyor.

2018’de sivil toplumu en fazla zorlayan şey hemen hemen bütün anlamlı günlerle alakalı çıkarılan “türlü yürüyüş, basın açıklaması, miting, çadır kurma, stant açma ve benzeri türdeki tüm etkinliklerin” yasaklanması kararları oldu. Bu yasaklar sivil toplumun kamuya açık alanlarda eylem yapmak isteyebileceği “önemli gün ve haftaların” mahiyetine göre belli bölgelerde veya ülkenin hemen her yerinde, ve on günden bir aya kadar süren aralıklarla ilan edilip duruldu.

8 Mart dünya kadınlar gününü de kutlayamadı sivil toplum örgütleri, 21 Mart’ta Nevruz kutlamaları için de sokağa inemedi. 1 Mayıs İşçi Bayramı’ndan on beş gün önce yasaklanmıştı yürüyüşler, on beş gün sonrasına kadar da yasaklı kaldı. 24-25 Haziran günlerini içine alan Onur Haftası’nda LGBTİ+ örgütlerinin Onur Yürüyüşüne de böyle engel olunmuş oldu. Zaten yıl içinde LGBTİ+ örgütlerinin farklı illerde düzenlemek istedikleri bütün eylem, toplantı, hatta sinema gösterileri ya “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği”, “genel sağlık ve ahlakın korunması” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” gibi sebepler gösterilerek veya OHAL döneminde çıkarılmış yasaklar emsal kabul edilerek yasaklanmışlardı.

Kaybettikleri yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri’nin 1995’den beri her hafta Galatasaray Meydanı’nda yaptıkları buluşma da 2018’de yasaklanan etkinlikler arasındaydı. Fotoğraf Cumartesi Annelerinin 600. Hafta buluşmasından. 24 Eylül 2016.

Bu arada valilik ve kaymakamlıklar sivil toplumun bina içlerinde düzenlemek istedikleri toplantı, panel, konferans, hatta konserleri de “içerikleri sakıncalı” olduğu gerekçesiyle yasakladı. Şehirlerin turistik tanıtımını hedefleyen festivaller, sendikaların işçi haklarının teminini amaçlayan grev ve lokavt kararları bile aynı sebep ve yöntemlerle iptal edildi veya ertelendi. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun aylık insan hakları ihlalleri raporlarına göre sadece Eylül-Ekim 2018 aylarında Türkiye genelinde 26 etkinlik yasaklandı, 125 etkinliğe müdahale edildi ve bu müdahalelerde en az 1165 kişi gözaltına alındı.

Bu tür “eylem yasaklama” kararlarından en fazla etkilenen sivil toplum örgütü 23 yıldır İstanbul Galatasaray Meydanı’nda sessiz sedasız buluşup kayıp akrabalarının bulunması için hükümetleri aksiyon almaya davet eden Cumartesi Anneleri oldu. 25 Ağustos 2018’deki 700. Buluşma valilik kararıyla yasaklandı. O gün bugündür Cumartesi Anneleri 18 cumartesiyi daha yasaklı olarak geçirdiler. Bazı üyeleri ve destekçileri gözaltına alındı, bazıları tutuklandı.

Sivil toplum üzerindeki dayanılmaz baskıları gören ve kurucuları George Soros’un dini kimliği dolayısıyla Türkiye’de destek verdikleri projelerin de zarar göreceğinden endişelenen Açık Toplum Vakfı 26 Kasım 2018 tarihinde Türkiye’deki faaliyetlerini sonlandırdığını duyurdu.

2018 Kadınlar için zor bir yıl oldu…

Türkiye’de kadın olmak hiçbir zaman kolay olmadı. Ancak 2018’de özellikle de başka mağduriyet sebepleriyle kadın olmak kesiştiğinde kadınların mağduriyeti erkeklerinkinden daha fazla oldu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun rakamlarına göre 2017’de erkek şiddetine kurban giden kadın sayısı 347 iken, 2018 Kasım’ının sonunda bu rakam 363’e çıktı. Bu cinayetlerin önemli bir kısmında kadınların koruma taleplerine polisin kayıtsız kaldığı ortaya çıktı.

KESK tarafından Mart 2018’de Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yapılan bir araştırmaya göre OHAL KHK’larıyla işlerinden atılan kamu emekçilerinin 21 bin 409’u kadındı. İşlerinden atılan akademisyenlerden de 1,409’u kadın akademisyenlerdi.

DİSK’in aynı gün için hazırladığı rapora göre ise OHAL şartlarında 11 kadın derneği kapatılmış, 16 kadın gazeteci, 35 kadın belediye eş başkanı, ve 5 kadın milletvekili tutuklanmıştı.

2018 Çocuklar için de zordu…

20 Kasım 2018’de Dünya Çocuk Hakları Günü’nde yayınladığı bir raporla Türkiye’nin çocuk hakları raporunu ortaya koyan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun verdiği rakamlara göre 2018’in ilk on ayında 61 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş, 1,014 çocuk da cinsel istismara maruz kalmıştı. Cumhurbaşkanlığının verdiği resmi rakamlara göre 2017 ve 2018’in ilk altı ayında 21 bin 957 gebe çocuk bulunuyordu ve bu sadece bilinen olayların rakamıydı. Türkiye’de 18 yaş altında 1 milyon 185 bin çocuk işçi olarak çalışıyordu.

Beyazıt Öztürk’ün hazırlayıp sunduğu Beyaz Show programına 2015 yılında telefonla bağlanıp güneydoğudaki operasyonların sona ermesini ‘Çocuklar ölmesin!’ sözleriyle talep eden öğretmen Ayşe Çelik 1 yıl 3 aylık hapis cezasını çekmek üzere 6 aylık bebeğiyle birlikte Diyarbakır E Tipi Cezaevine girdi. 20 Nisan 2018.

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün 14 Kasım itibarıyla kamuoyuyla paylaştığı rakama göre Türkiye’de annesiyle birlikte cezaevlerinde kalan 6 yaş altı çocukların sayısı son bir yılda 624’ten 743’e çıkmıştı.

Bu çocukların özellikle 12 aydan küçük ve astım gibi rahatsızlıkları olanlar mağdur oldu 2018’de. 9 Nisan 2018 tarihinde basında yer alan haberlere göre Urfa 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde tutulan Esma Yılmaz’a cezaevi idaresi tarafından 2 günlük hücre cezası verildi. Cezaevi mahkemesi Yılmaz’ın astım hastası 9 aylık bebeği ile beraber hücreye konulmasında bir sakınca görmedi.

Telefon ile bağlandığı bir televizyon programındaki “Çocuklar ölmesin” sözü nedeniyle hakkında açılan davada ‘örgüt propagandası yapma’ suçundan verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası onaylanan ve aldığı 6 aylık infaz erteleme süresi dolan öğretmen Ayşe Çelik, 20 Nisan 2018 tarihinde çocuğu ile beraber Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne konuldu.

2018 Mahpuslar için çok ama çok zor bir yıldı…

2018’in hiçbir gününde hapishanelerdeki psikolojik baskı, cinsel şiddet, kötü muamele, işkence, sağlık hakkında erişimin engellenmesi, çıplak aramaların dayatılması, kelepçeli muayeneye zorlama ve kitap, dergi ve gazete yasakları eksik olmadı. İnsan Hakları Derneği’nin kaydettiği cezaevlerinde insan hakları ihlalleri arasında sağlığa erişim hakkından mahrum bırakma, fiziki şiddet, çıplak aramaya zorlama, açlık grevi veya ayakta sayıma direnme gibi eylemlere kalkışanların istekleri ve iradeleri dışında farklı şehirlerdeki cezaevlerine nakilleri, disiplin suçları sebebiyle zamanı gelmiş olan tahliyelerin geciktirilmesi, kitap ve mektupların ulaştırılmaması, spor haklarının kısıtlanması ve tuvaletler de dahil her yere kameraların konulması gibi ihlaller bulunuyor.

Mahpusların gerçek sorunları bunlar olmakla birlikte 2018’de Türk medyasını meşgul eden sorun 2017 sonundaki KHK’larla yasalaşan tek tip kıyafet düzenlemesi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kıyafetin tıpkı Guantanamo’daki mahkumların giydiği gibi olacağını söylüyor, üstüne üstlük renginin “bademin içinin koyusu,” yani dışkı rengi olacağını da vurguluyordu. 1980 ihtilali sonrasında da dayatılmış olan tek tip kıyafet uygulaması masumiyet karinesini ayaklar altına aldığından dolayı büyük tepki topladı. Onlarca cezaevinde mahpuslar açlık grevlerine başladı. Ancak hükümet bu tepkiyi mahpuslar üzerindeki baskıyı daha da artırmak için kullandı. Açlık grevi veya başka yollarla kararı protesto eden mahpuslar başka cezaevlerine sevk edildi, uzun süreli hücre cezalarına çarptırıldı veya tahliyeleri geciktirildi.

Hapishanelerin en büyük zorluğu toplam kapasitesi 211 bin 766 olan cezaevlerinde 14 Kasım 2018 itibarıyla 259 bin 327 kişinin kalıyor olmasıydı. Cezaevlerindeki insan sayısı o günden bu yana da arttı. Bunun anlamı 2019’a yaklaşık 50 bin tutuklunun soğuk zeminde yatarken girmiş olması.
İnsan Hakları Derneği’nin verdiği rakamlara göre cezaevlerindeki hasta mahpus sayısı Mart 2018 başında 402’si ağır olmak üzere toplam 1,154 kişiye ulaşmıştı. 70 yaşındaki İbrahim Akbaba Türk rejiminin sağlık durumları ne kadar kötü olursa olsun bütün şüphelileri yargılama süresince hapishanede tutma inadının son kurbanı oldu. Zaten 2015’de kısmi felç geçirmiş ve şeker hastalığından dolayı bir bacağı kesilmiş olan Akbaba, 6 Aralık 2018 günü mahkeme sorgusu sırasında kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Sağlık durumu dolayısıyla yapılmış olan salıverilmesi yönündeki bütün kampanyalar sağır kulaklara düşmüştü. İronik olarak mahkeme öldükten sonra Akbaba için tahliye kararı çıkardı.

İHD hamile mahpusların da durumlarına asla uymayan hijyen şartlarında tutulduklarını, yetersiz beslendiklerini ve aşırı kalabalık koğuşlarda kendi ve bebeklerinin sağlıklarını tehlikeye attıklarını gözlemledi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)’nın 10 Aralık 2018 günü yaptıkları açıklamaya göre Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na 2018 yılının ilk 11 ayında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 538 kişi başvurdu. İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre ise aynı dönem içinde 284’ü gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 175’i gözaltı yerleri dışında ve 2260’ı güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2719 kişi işkence ve diğer kötü muamele ile karşılaştı.

Gerek sağlık hakkına erişimin engellenmesinden gerekse hapishanelerdeki travmatik uygulamalardan dolayı 2018 yılı içinde bir dizi mahpus şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti veya intihar etti. SLE hastası Halime Gülsu gözaltındayken iki defa komaya girmesine rağmen tutuklandı, raporları kaybedildi, ilaçları verilmedi. Sonunda 28 Nisan 2018 tarihinde yaşamını yitirdi. Aylardır yatağa bağlı olarak yaşadığı halde salıverilmeyen 97 yaşındaki Musa Gülbeyaz 18 Eylül 2018 tarihinde cezaevinde öldü. 1 Haziran 2018 tarihinde, uluslararası gözlemcilerce delil olarak dahi kabul edilmeyen Bylock kullanma suçlamasıyla tutuklanan radyoloji uzmanı Dr. İbrahim Halil Özyavuz cezaevinde intihar ederek hayatına son verdi. 8 Temmuz tarihinde Davut Demirkale isimli başka bir mahpus kendini çarşafla asarak intihar etti.

2018 Gülen Hareketi’yle uzaktan yakından ilişkisi olmuş herkes için katlanılması güç bir yıldı…

Gülenist paranoyası 2018’de de dinmedi. Turkeypurge.com sitesine göre 2018’de her hafta ortalama 450 kişi Gülen Hareketi’yle bir şekilde ilişkili oldukları gerekçesiyle gözaltına alındı. Savcılar Gülenistlerin çıkardığı bir gazeteye abone olmayı, veya bankaları BankAsya’da hesap açtırmış olmayı, veya WhatsApp’a çok benzeyen bir şifreli mesajlaşma uygulaması olan Bylock’u kullanmayı Gülenist olmak için yeterli delil addettiler. Kasım 2018 itibarıyla gözaltına alınan Gülenistlerin sayısı 216,971’e ulaştı. Bunların 82,142’si tutuklandı.

CHP Parti Meclisi Üyesi ve eski İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Karşı Gazetesi’nde yayın yönetmenliği yaptığı dönemde Gülen Hareketi ile amaç birliği içinde çalıştığı ve bir davada gizli tanığı ifşa ettiği gerekçesiyle 29 Haziran 2018 tarihinde tutuklandı. Fotoğraf Erdem’in TBMM kürsüsünde konuştuğu dönemden.

Gözaltına alınan ve tutuklananların çok büyük çoğunluğunun darbe girişimiyle hiçbir ilişkisi yoktu. Aslında esaslı bir kısmının Gülen Hareketi ile de bir ilgisi bulunmuyordu. Gizli tanık ifadeleri Amerikalı papaz Andrew Craig Brunson’u, Gülenist karşıtı köşe yazarları Can Dündar ve Hikmet Çetinkaya’yı, meşhur insan hakları savunucusu seküler Osman Kavala’yı Gülen Hareketiyle iltisaklandırmak için kullanıldı.

Gülenistlerle hiçbir ilgisi olmadığı halde Gülenist olmak yaftasıyla tutuklananlar arasında CHP eski İstanbul Milletvekili olan Eren Erdem de vardı. Alevi ve seküler bir yurttaş olan Erdem, Gülen Hareketi ile kan uyuşmazlığı olan biriydi aslında. Ancak savcı Erdoğan’a yönelik sert eleştirileriyle bilinen Erdem’i tutuklayacak daha anlamlı bir gerekçe de bulamamıştı. 21 Mayıs 2018 tarihinde Almanya’ya gitmek üzere havaalanına giden Eren Erdem’in pasaportuna el konuldu. 29 Haziran’da gözaltına alınan Erdem’in ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme’, ‘gizli tanığı deşifre etme’ ve ‘soruşturmanın gizliliğini ihlal etme’ suçlarından 22 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması istendi.

Gülenistlere yönelik sindirme 2018’de kolektif cezalandırma ve akrabalığın suç olması gibi boyutlar kazandı. Bizzat Fethullah Gülen’in yeğenleri Ahmet Ramiz Gülen ve Selman Gülen, Türkiye’nin bir terör örgütü olarak tanıdığı Gülen Hareketi’ne üyelik suçlamasıyla 12 ve 7,5 yıl hapis cezaları aldılar. Her iki durumda da zanlıların Fethullah Gülen’in akrabası olmak dışında karıştıkları bir suç tespit edilemedi. Başka bir davada, Gülen’in kardeşi Kutbettin Gülen, yine örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 10 yıl 6 ay ceza aldı.

Türk Deniz Kuvvetleri 2018’de kripto-Gülenistleri tespit etmek için bir albay tarafından tasarlanmış FETÖMETRE programını bile uygulamaya soktu. Birinci dereceden akrabaların telefon konuşmaları, banka işlemleri, sosyal ilişkileri ve Bylock kullanımları ordudaki gizli Gülenistleri tespit etmek için ipuçları olarak kullanıldı.

Gülenistler ve Gülenist oldukları sanılan kişiler bu sindirme hareketinden sadece direk gözaltı ve tutuklanma yoluyla zarar görmediler. Tutuklanmak istemeyen kişiler, pasaportlarına el konulmuş olduğu için ülkeden gayr-i resmi yöntemlerle kaçmak zorunda kaldılar ve bunlardan bazıları cesaretlerinin bedelini Ege Denizi’nde veya Meriç Nehri’nde boğularak ödedi.

18 Temmuz 2018’de Balıkesir’in Ayvalık kasabası yakınlarında Yunanistan’a doğru gitmekte olan bir kaçakçı botu devrildi. Botta bulunan 14 yolcudan altısı boğuldu. Bunlardan üçü bebek yaşındaydı. HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Balıkesir Belediyesinin Cenaze İşleri Müdürlüğü’nün hayatlarını kaybedenlere Gülen Hareketi ile olan iltisakları sebebiyle cenaze aracı tahsis etmediğini iddia etti.

2018 İşçiler için zor bir yıl oldu…

Türkiye’de işçilerin kolay yılı hiç olmadı. Ancak 2018 hiç olmadığı kadar zor geçti. Bir taraftan ekonomik kriz, öte taraftan neo-liberalist politikaların işçi haklarını törpülemesi, son olarak da ekonominin patronların istediği gibi gidişini engelleyecek her türlü grevi dış güçlerin bir müdahale çabası olarak gören bir hükümet anlayışı işçileri canlarından bezdirdi. Defalarca grev hakların kullanan işçiler ve işçi sendikaları üyeleri terör örgütü üyeliği ve propagandası suçlamasıyla gözaltına alındılar.

2018’in en dikkat çekici işçi eylemi bastırma girişimi 14 Eylül 2018 gecesi gerçekleşti. 3. Havalimanı inşaatında sık
sık meydana gelen iş kazalarını ve kötü çalışma koşullarını protesto etmek isteyen işçilere tazyikli su, plastik mermi ve gaz ile müdahale edildi. 543 işçi gözaltına alındı. Bunlardan 33’ü tutuklandı. 5 Aralık 2018’de bunlardan biri hariç hepsi serbest bırakıldıysa da tamamına adli kontrol şartı konuldu.

Kamuoyu bu eylem vesilesiyle 3. Havalimanı inşaatında 52 işçinin önlenebilir iş kazalarında hayatını kaybettiğini öğrendi. Her ay Türkiye’deki iş kaza ve cinayetlerini raporlaştıran İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporlarına göre 2017’de iş kazalarında hayatını kaybedenlerin sayısı 1,970 iken 2018’in ilk on bir ayında 1,797 oldu. Bu rakamın en az 61’i çocuk yaşındaki işçilerdi.

KHK ile ihraç edildikleri işlerine geri dönmek için bir yıla yakın bir süredir açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça OHAL Komisyonu’na yaptıkları başvurunun 26 Ocak 2018 tarihinde reddedilmesi üzerine, açlık grevini sonlandırdılar. İkilinin 2016 sonunda Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde başlattıkları “İşimi Geri İstiyorum” eylemlerine 2018’in her günü polis müdahale etti. Bu eylemlere destek vermek için Türkiye’nin başka yerlerinde bir araya gelen insanlar bile gözaltına alındı ve yargılandı.

24 Haziran seçimlerinde milletvekili adayı olmaya karar verene kadar “İşimi Geri İstiyorum” eylemlerinin müdavimi olan ve 50 defanın üzerinde gözaltına alınmış olan Veli Saçılık’a eylemler nedeniyle kesilen 22 bin TL para cezası gerekçe gösterilerek arabasına el konuldu.

3 Ağustos 2018 tarihinde ‘güvenlik soruşturması’ ve ‘arşiv taraması’ gerekçe gösterilerek Sarıyer İlçe Sağlık Müdürlüğü’ndeki işinden atılan Türkan Albayrak, işine geri dönebilmek için yaptığı gösterilerde dört ay içinde 41 defa gözaltına alındı.

2018 Sosyal Medya Kullanıcıları için de zor bir yıldı…

Sosyal Medya paylaşımlarının gözaltı ve tutuklamalara konu edilmesi Türkiye için yeni bir şey değil. Zaten 2017 yılında başlatılan 20 binin üzerindeki Cumhurbaşkanına hakaret soruşturmalarının büyük çoğunluğu sosyal medya paylaşımlarıyla alakalıydı. 2018 yılında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla Emniyet’teki siber suçlar bölümü özel bir sosyal medya izleme birimi oluşturmuş ve Türkiye incelediği sosyal medya hesaplarının sayısı konusunda bütün Avrupa’yı geride bırakmıştı.

Sadece Afrin Harekatıyla alakalı yapılan sosyal medya paylaşımları konusunda harekatın başladığı 20 Ocak 2018 tarihinden sonraki bir ay içinde 845 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 127’si tutuklanmıştı.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün gururla verdiği rakamlara göre 2018 yılı içinde 110 bin sosyal medya hesabı incelenmiş, bunlardan 7 bin 109’unun kullanıcısı gözaltına alınmış ve 2 bin 754’ü tutuklanmıştı. 2 bin 828 kişi de adli kontrol şartıyla serbest bırakılmışlardı. Yani başları Türkiye’nin işlemeyen hukuk sistemiyle beladaydı.

Twitter’dan Türkiye’nin talep ettiği hesap kapatma taleplerinde de 2018’de patlama yaşandı. 2017’nin tamamında Türkiye 5 bin 823 hesabın kapatılmasını istemişken, 2018’in ilk altı ayında bu rakam 8 bin 480’e çıktı. Bu rakamla Türkiye Twitter’dan talep edilen hesap kapatma başvurularının %73’ünü tek başına yapmış oldu. Türkiye’den sonra en fazla hesap kapatma talebi olan ülke Rusya ve Rusya’nın 2018’in ilk altı ayında 1,585 başvurusu var.

2018 şöyle içinden geldiği gibi Cumhurbaşkanını eleştirmek isteyenler için çok zor bir yıldı…

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyanın en fazla hakaret edilen insanı olduğunda şüphe yok. En azından Cumhurbaşkanı seçilmesinden bu yana 80 bin’i aşkın kişi hakkında açılan Cumhurbaşkanı’na Hakaret Soruşturması durumun bu olduğunu gösteriyor. Sadece 2017’de 6 bin 33 kişi hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla dava açıldı. Bugüne kadar 3 bin 500’ün üzerinde insan bu davalarda mahkumiyet kararı aldı, 2 bin 550 kişinin kararı da geri bırakıldı. Yani beş yıl içinde benzer içerikli bir suç işlemeleri halinde bu davaları da canlanacak.

Erdoğan’ın 24 Haziran 2018 seçimlerinden itibaren hem Cumhurbaşkanı hem de Parti Başkanı olması sebebiyle hukukçular artık tarafsızlığı kalmayan Cumhurbaşkanı’nın koruma altında olmasının da anlamsızlaşacağını ve hakaret davalarının biteceğini düşünüyorlardı. Aksi oldu. 24 Haziran’a kadar hakaret davalarında standart ceza 11 ay 20 gün hapis cezası iken, Ekim 2018’de 78 yaşındaki Ali Ergün Güran sosyal medya üzerinden Cumhurbaşkanı’na hakaret gerekçesiyle 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Erdoğan’ın avukatları ana muhalefet partisinin başkanının Erdoğan’a hakaret içerdiği iddia edilen bir karikatürü paylaşması sebebiyle aleyhinde 1 milyon liralık tazminat davası açtılar.

2018’in en meşhur Cumhurbaşkanı’na Hakaret davası kuşkusuz ODTÜ’lü öğrencilerin mezuniyet töreninde taşıdıkları Tayyipler Alemi karikatür-pankartıyla alakalı açılan dava oldu. 6 öğrencinin göz altına alındığı ve 13 öğrencinin ifadeye çağrıldığı dava Cumhurbaşkanı’nın şikayetini geri çekmesine rağmen devam ediyor.

2018 Akademisyenler için zor bir yıldı…

Gülen Hareketine iltisaklı oldukları iddiasıyla üniversitelerden ilişikleri kesilen, tutuklanan ve örgüt üyeliği suçlamasıyla 6 yıl 3 aydan 15 yıla kadar çıkabilen hapis cezalarına çarptırılan onlarca akademisyen oldu 2018’de. Bu kişiler tutuklanmakla kalmadılar, akademik bütün titrleri de iptal edildi. Devletin kontrolündeki kütüphanelerden kitapları kaldırıldı, tez veritabanlarından yüksek lisans ve doktora tezleri silindi, online ansiklopedilerdeki maddeleri yok edildi.

Yıl içinde Gezi Parkı eylemleriyle ve Osman Kavala’nın Anadolu Kültür Derneğiyle irtibatlı oldukları gerekçesiyle Prof. Dr. Turgut Tarhanlı ve Prof. Dr. Betül Tanbay gibi kıdemli bir dizi akademisyen de gözaltına alındı.

2018 kamuoyunda Barış Akademisyenleri adıyla da bilinen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzalayan 2 bin 212 akademisyen için de zor geçti. AKP hükümeti 2017’de imzacı akademisyenlerden 115’ini zaten ihraç etmişti. 2018 içinde toplam 542 akademisyen hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla dava açıldı. Yıl sonuna kadar 61 akademisyen atılı suçtan suçlu bulunarak büyük çoğunluğu 1’er yıl 3’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Hükümetin kontrolündeki hakimler sıra Türkiye İnsan Hakları Vakfı başkanı ve insan hakları savunucusu Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya gelince cezayı iki katına çıkardılar. Cezanın istinaf mahkemesinde onaylanması halinde Fincancı bu cezayı yatmak üzere hapse girecek.

2018 Gazeteciler için zor bir yıldı…

Türkiye 2018’e dünyanın en fazla gazeteci tutuklayan ülkesi olarak girmişti zaten. Hükümet “daha kötüsü yok zaten” hissiyatıyla olsa gerek gazeteci tutuklamalarına, basını tek tipleştirme çalışmalarına ve akla hayale gelmedik cezalandırmalara devam etti 2018’de.

Yılın ilk gazeteci gözaltısı 5 Ocak 2018’de gazeteci ve şair Fadıl Öztürk oldu. Aynı gün gazeteci Ayşenur Arslan “cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. 11 Ocak’ta da aynı suçtan Ahmet Altan ceza aldı. O gün Anayasa Mahkemesi Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın tutukluluğunun “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğine” hükmetti, ama yerel mahkeme AYM’nin kararına direndi. 16 Mart 2018’de Şahin Alpay tahliye edildi. 6 Temmuz 2018 tarihinde de Zaman Gazetesi yazarlarından Şahin Alpay, Ali Bulaç ve Ahmet Turan Alkan’ı 8 yıl 9 ay; İbrahim Karayeğen’i 9 yıl, Mümtazer Türköne ve Mustafa Ünal’ı 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırdı.

Aralarında Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ın da bulunduğu altı gazeteci 13 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf mahkemesi verilen cezayı 2 Ekim’de onayladı.

16 Ocak’ta Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla nöbetçi genel yayın yönetmenliği yapan gazeteciler ceza aldı. 22 Ocak’ta üç ayrı şehirde Kürt asıllı gazeteciler gözaltına alındı. 23 Ocak’ta haki renk elbise giydiği için örgüt propagandası yaptığına kanaat getirilen Seda Taşkın tutuklandı. Ertesi gün yazar Hamide Yiğit Cumhurbaşkanına hakaretten ceza aldı.

16 Şubat’ta Alman Die Welt muhabiri Deniz Yücel Almanya’nın baskılarıyla tahliye edildi. Ancak 18 yıla kadar hapis istemli dava devam etti.

Hasan Cemal “Çekilme Günlüğü” başıklı yazı dizisinden dolayı 3 Nisan 2018’de 3 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı.

13 Şubat günü Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek ömür boyu hapis cezasıyla cezalandırıldı. 28 Şubat tarihinde bir başka davada Ahmet Altan’a Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 2 yıl 11 ay, örgüt propagandası suçundan 3 yıl daha

27 Şubat’ta Birgün Gazetesi eski editörü Burak Ekici Bylock kullandığı gerekçesiyle Gülen Hareketi’ne iltisaklı kabul edilerek 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

8 Mart günü Gazeteci Murat Aksoy ve Atilla Taş’ın da aralarında olduğu 19’u tutuklu 29 medya mensubunun yargılandığı davanın karar duruşması 24 sanığı ‘örgüt üyesi olma’ suçundan 6 yıl 3 ay ile 7 yıl 6 ay arasında değişen oranlarda hapis cezası ile cezalandırdı. Murat Aksoy 2 yıl 1 ay, Atilla Taş ise 3 yıl 1 ay 15 gün ceza alarak tahliye edildi. İstinaf mahkemesinin 24 Ekim tarihinde bu cezaları onaylaması üzerine cezalarının kalan kısımlarını yatmak üzere ikisi de cezaevine geri döndüler.

11 Eylül 2018 tarihinde Avusturya vatandaşı gazeteci Max Zirngast, Türkiye ile ilgili haberleri ve Kobane hakkında yazdığı kitap nedeniyle gözaltına alındı.

14 Kasım 2018 günü Zaman gazetesi eski yazarı Ali Ünal terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan 19 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırdı. 18 Aralık günü Mezopotamya Ajansı Hakkari muhabiri Hamza Gündüz sosyal medya paylaşımlarından hareketle örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

17 Aralık günü Cumhurbaşkanı Erdoğan halkın Fransa’daki Sarı Yelekliler gibi gösteri hakkını kullanmasını savunan Fox TV haber sunucusu Fatih Portakal için “Haddini bil haddini, bilmezsen haddini bu millet patlatır enseni” dedi. Açık bir hedef gösterme olan bu açıklama hakkında hiçbir şey yapılmazken 26 Aralık günü Radyo Televizyon Üst Kurulu, Fox TV’ye üç kez yayın durdurma ve 1 milyon TL para cezası kesti. Türkiye’de bir yıl içinde aynı cezayı iki defa alan televizyon kanalının yayın hakları elinden alınıyor.

2018’de gazetecilerin karşı karşıya kaldığı tek zorluk tutuklanma ve akıl almaz cezalara çarptırılmak değildi. Türkiye hali hazırda nüfusuna oranla en fazla işsiz gazetecisi olan ülkeydi ve ekonomik kriz önce gazeteleri vurdu. İktidar yanlısı gazeteler bile sayfa ve gazeteci sayılarını azaltmaya başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın açıkladığı resmi rakamlara göre 1 Ocak 2016 ile 19 Kasım 2018 tarihleri arasında 1,954 sarı basın kartı herhangi bir yargı işlemi olmaksızın iptal edilmişti.

Geleneksel medyanın susturulduğu baskı atmosferinde özgürlük arayanların sesi soluğu olan online gazeteler için de zor bir yıl oldu 2018. Türk hükümeti OHAL şartlarında edinmiş olduğu istediği siteyi istediği anda erişime kapatma hakkını hor bir şekilde kullandı bu yıl. Özgürlükçü Demokrasi, Mezopotamya Ajansı, 1 Haber Var, Demokrat Haber, Jinnews, ve sendika.org sitelerine yıl boyunca defalarca erişim yasağı getirildi.

Sendika.org her sitesine yayın yasağı geldiğinde domain adını değiştirmek suretiyle yayına devam etmek için sendika62.org adresini kullanıyordu. Bu siteye 62. defa erişim yasağı gelince Sendika.org, 5 Aralık 2018 tarihinde Sendika63.org’u kullanıma açmak zorunda kaldı.

Hükümet bir siteyi tümden erişime kapatmadığı durumlarda bir habere veya karikatüre de erişim yasağı getirebiliyordu. 11 Ocak 2018’de Brezilyalı Karikatürist Carlos Latuff’un Erdoğan karikatürlerini yayınlayan 15 internet sitesinin ilgili tüm haberlerine erişim yasağı getirildi mesela. 10 Temmuz 2018’de Aydınlık, Evrensel ve Cumhuriyet gazetelerinin web sitelerinde yayınlanan ve AKP’li siyasetçileri rahatsız eden haberlere de erişim yasağı getirildi.

11 Temmuz 2018 tarihinde İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi, henüz hakkında hiçbir hukuki karar olmadığı halde Adnan Oktar’la ilişkili oldukları gerekçesiyle 122 siteyi erişime engelledi.

2018 Sanatçılar için de zor bir yıldı…

AKP rejiminin “Türk insanının değerlerine yabancı” olmakla itham ettiği sanatçı camiasının başı 2013 Gezi Parkı ayaklanmasından beri beladaydı. Yılın ilk sanatçı tutuklaması 1 Ocak günü tutuklanan Koma Denge Amara grubunun solisti Abdullah Ayav oldu. Mahkeme Ayav’ın şarkılarının örgüt propagandası olduğuna hükmetmişti. Nisan ayında Grup Yorum üyesi Dilan Ekin, Pınar Aydınlar aynı suçlama ile ceza aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Sanatçı Müsveddesi” dediği sanatçıların eleştirilerinden fazladan rahatsız oluyordu. Şarkıcı Zuhal Olcay 2018 Mart’ında Cumhurbaşkanına Hakaret suçlamasıyla 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bir üst mahkeme kararı bozarak cezanın daha fazla olması gerektiğine hükmetti. Sanatçı Mehmet Suavi Nisan ayında, Erdal Güney Mayıs ayında Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırdılar.

İşçi Partisi Milletvekili Barış Atay’ın “Sadece Diktatör” adlı tek kişilik oyunu kendisini aynı anda hem devlet hem de millet zanneden bir otokrat lider portresini canlandırıyor. Sadece Diktatör özel tiyatrolar tarafından sergilenmek istense de valilikler tarafından yasaklanıyor.

Gezi Parkı gösterilerinden beri Erdoğan’ın radarına girmiş olan tiyatro ve sinema sanatçısı Barış Atay 16 Mayıs günü sosyal medya paylaşımları sebebiyle gözaltına alındı. 5 Aralık günü de meslektaşı Memet Ali Alabora hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Atay 24 Haziran seçimlerinde milletvekili seçilerek, Alabora ise İngiltere’ye yerleşerek daha ağır bir cezalandırmadan kaçmış oldu.

Sadece sanatçılar değil, aynı zamanda sanat eserleri de 2018’i zor geçirdi. Erdoğan’ın heykellerle arası hiçbir zaman iyi olmamıştı zaten. 2018’de hedefteki sanat eserlerinin arasına Barış Atay’ın Sadece Diktatör isimli oyunu ve Soma Mekansızlar Tiyatrosu tarafından sahneye konulan “Para ile Satılmaz” isimli oyun da dahil oldu. Her iki oyuna da tiyatro tahsis edilmedi veya sahnelenmeleri valilik kararlarıyla engellendi.

2018’nin Cumhurbaşkanı ile başı derde giren son sanatçıları 77 yaşındaki Metin Akpınar ve 75 yaşındaki Müjdat Gezen oldu. Akpınar ve Gezen bir televizyon programında halkın Erdoğan tarafından fazlaca kutuplaştırıldığı yönündeki yorumları sebebiyle 24 Aralık 2018 günü sorguya davet edildi ve haklarında soruşturma başlatıldı.

2018 Kitaplar ve kitapseverler için de zor bir yıldı…

2016 darbesi sonrasında kapatılan onlarca yayınevinin bütün kitapları, içeriklerine bakılmaksızın yasaklı yayın haline getirilmişti. Gülen Hareketi’nin Işık Yayınları bünyesindeki 8 yayın evinin 2,972 kitabı vardı ve tamamı bir tek kararla yasaklı yayın haline geldiler. Bu yayınlar 2018 yılında da yasaklı durumundaydı ve özellikle de Fethullah Gülen’in tamamı dini içerikli 65 kitabından herhangi birini bulundurmak bile kitapseverlerin başını belaya sokmaya yetti. 2018 çöpte bulunan bir Fethullah Gülen kitabında parmak izi tespit edilen bir üniversite öğrencisinin tutuklanması garabetini de gördü.

Gülenist yayıncıların farklı adlarla kitaplar bastırarak gençliğe ulaşmaya çalışacağından endişelenen Milli Eğitim Bakanlığı bir yapay akıl programı geliştirerek okullarda kullanılmak üzere başvuran 993 kitabı tarattı. Yayıncılığın Fetömetresi denilen bu yapay akıl Gülenistlerin sıklıkla kullandıkları kavram ve söz kalıplarını söz konusu eserlerde tarayınca, 993 kitaptan 100’ünü sakıncalı, 12 tanesini de kesin olarak Gülenist olarak tespit etti. Bu kitaplar Milli Eğitim Bakanlığı’nca yasaklandı. Fetömetre’nin taradığı kavramların arasında diyalog, insana saygı, altın nesil, ufuk insan, ümit, adanmışlık gibi kavramlar bulunuyor.

Kitap yasaklarının tek mağduru Gülenistler ve Gülenist oldukları iddia edilenler değildi elbette. 2018 içinde Avesta Yayınevi’nin 13, Aram Yayınları’nın 85 kitabı topluca yasaklandı. İletişim Yayınlarının 2009’da yayınladığı Aliza Marcus’un Kan ve İnanç: PKK ve Kürt Hareketi isimli kitabı, Belge Yayınları’nın ilk kez 1994’te yayınladığı Faysal Dağlı’nın Birakuji (Kürtlerin İç Savaşı), İletişim Yayınları’nın 2016’da yayınladığı Fehim Taştekin’in Rojava Kürtlerin Zamanı, Tutku Yayınevi’nin 2013’te yayınladığı Aytekin Gezici’nin Kürt Tarihi kitabı da bu yıl yasaklanan kitaplar arasında.

2018’de Türk hükümeti ve kurumları kitapları direk yasaklamanın yanısıra sorunlu gördükleri yazar ve yayın evlerini yıldırmanın başka yollarını da buldu. İhsan Eliaçık gibi “sorunlu” yazarlar kitap fuarlarına kabul edilmedi, yanlışlıkla kabul edilmişlerse programları iptal edildi. Özellikle belediyelerin mekan ve imkan sağladığı kitap fuarları bütün muhalif isimlere kapatıldı.

Kitapseverler bir de mahpus iseler başları daha da büyük bir beladaydı. Kürt mahkumlara Kürtlerin tarihi ve kültürüyle alakalı kitaplar verilmedi. Selahattin Demirtaş’ın çok satanlar listesindeki Seher adlı öykü kitabı bile çoğu cezaevinin yasaklılar listesindeydi. Bazı mahpuslar Kürtçe basılı kitapları istediklerinde, cezaevi sorumluları kitaplar yasaklı olmasa bile mahpuslardan yapacakları inceleme için gerekli gördükleri çevirinin ücretini talep ettiler. Silivri Cezaevi’nde Dan Brown’ın tüm dünyada çok satan kitabı Da Vinci Şifresi bile yasaklandı. Sebebi cezaevinin Altın Kitaplar adlı yayıncı kuruluşun adını Gülenist’lerin sıklıkla kullandığı Altın Nesil kavramına benzetmesiydi. Diyarbakır cezaevinde mahkumlara Robinson Crusoe, Küçük Prens ve hatta Ali Baba ve Kırk Haramiler kitapları bile verilmedi.

Mahpuslara ulaştırılan kitaplarla alakalı da 2018 yılında kitap sayısı kısıtlamaları getirildi. Bir defada odada bulundurulmasına izin verilen kitap sayısı 10 iken çoğu cezaevinde bu sayı üçe kadar düşürüldü.

2019 Türkiye’de zor bir yıl olacak…

2018 Türk toplumunun bütün kesimleri için zor bir yıldı. Cezaevlerinde kalanların sayısı, kapasitelerinden daha hızlı büyüdü. Kasım ortası itibarıyla parmaklıklar arkasında 259,327 kişi bulunuyordu. Bunun anlamı 50 bin tutuklunun yeni yıla cezaevi hücrelerinin soğuk zeminlerinde uyuyarak girmiş olmaları demek. Aralarında, cezaevlerinde anneleriyle birlikte kalan 743 altı yaş altı çocuk ve bebek emekliyor durumdaydı. Cezaevinde olmamakla birlikte 2,535 kişi de ayak bileklerinde elektronik kelepçe olduğu halde 2019’a girdi.

2019 zor bir yıl olacak Türkiye’de… Uluslararası İnsan Hakları Gözlemevi, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini gözlemlemeye, raporlamaya ve bu konuda kampanyalar düzenlemeye devam edecek.

Siz de bizi izlemeye devam edin…

* 2018 Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Almanağı büyük oranda Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın günlük insan hakları raporlarından (http://tihv.org.tr/category/gunluk-insan-haklari-raporlari/), İnsan Hakları Derneği (İHD)’nin belli aralıklarla yayınlanan raporlarından (http://www.ihd.org.tr/category/c86-raporlar/c34-el-raporlar/), CHP Milletvekili Sayın Şenal Sarıhan’nın haftalık insan hakları ihlalleri raporlarından ve meslektaşı Sezgin Tanrıkulu’nun aylık raporlarından alınan bilgilerle hazırlanmıştır.

Sign up to our Newsletter

Enter your name and email address below to receive regular updates from us

Sign up to our Newsletter

Enter your name and email address below to receive regular updates from us